흥부놀부전 – Heungbu ve Nolbu

Heungbu ve Nolbu
Birinci Bölüm

1. İyi Kalpli Kardeş ve Aç Gözlü Abisi

Eskilerde, varlıklı bir evde iki kardeş varmış. Abinin ismi ‘Nolbu’, kardeşinin ismi de ‘Heungbu’ imiş. Kardeş Heungbu iyi kalpliymiş. Ama abisi Heungbu çok açgözlüymüş.

                        *

Anne babası öldüğünde Nolbu öncesine göre daha da açgözlü olmuştu. Nolbu, Heungbu ile ailesinin yedikleri yemeğe bile acıyordu. Nolbu, Heungbu ve ailesi ile aynı evi paylaşmasa iyi olurdu diye düşünüyordu.

Nolbu Heungbu ve ailesini evden kovmak istedi. Kardeşine evden gitmesini söyledi. Heungbu abisinden beraber yaşamasına izin vermesini istedi. Fakat bu hiçbir işe yaramadı.

                                                            *

Heungbu ve ailesi evden kovuldu. Zavallı Heungbu’ nun ailesinin gidecek yeri yoktu. Yiyecek yemekleri de yoktu. Heungbu ve ailesi gün boyunca aç kaldı. O zaman gün battığında nerede yer buldularsa orada uyudular.

                                                            *

Bir gün, Heungbu ve ailesi boş bir ev buldular. Kapı ve tavandaki kaplamada delik vardı. Ev yıkılmak üzere gibiydi. Oda da küçüktü. Ama Heungbu ve ailesi bu evi bile beğendi.

                                                            *

Çocukların hepsi odaya koşarak girdi. Oda küçük olduğundan hepsi eğilse bile odaya girmeleri zor oldu. Çocuklar birbirlerini itip tartışsalar da odayı sevdiler. Heungbu ve ailesi, evleri olduğu için sevinçliydiler.

Heungbu ve eşi her gün kasabaya gidip çalıştılar. Ama karın tokluğuna çalışmak zor oluyordu. Havalar soğuduğunda giysi alacak paraları yoktu. Bir düzine kadar olan çocuklarının kışlık kıyafetleri olmadığı için endişeliydiler.

                                                            *

O zaman Heungbu’ nun aklına iyi bir fikir geldi. Battaniyeye delik açıp hep birlikte örtünme fikriydi. Heungbu’ nun eşi battaniyeye delik açıp çocukları sardı.

                                                            *

On iki çocuk battaniyenin deliklerinden sadece kafalarını çıkarıp oturuyorlardı.  Bir çocuk ayağa kalkacak olsa hepsinin birden ayağa kalmaları gerekiyordu. Biri oturduğunda hepsinin oturması gerekiyordu. Dışarıya çıktıklarında da hep beraber hareket etmeleri gerekiyordu. Çocuklardan biri birden yön değiştirdiğinde, geri kalan çocuklar hep birlikte düşüyorlardı.

                                                            *

Heungbu, çocukların bu görüntüsünü komik buluyordu. Ama aynı zamanda Heungbu’ nun içi de sızlıyordu. Kendisi gibi yeteneksiz babaları olduğu için zorluk çeken çocuklarına acıyordu. Nasıl yapsa da işler iyiye gitse bilmiyordu. Heungbu, ülkede ödünç verilen şey bakliyat bile olsa almak istiyordu. Yapacak bir şeyi olmayarak devletin kapısına gitti.

2.Dayak Yemeye Giden Heungbu

Devlet dairesine gittiğinde bir memur vardı. Heungbu alçak bir sesle “Ülkemizin kaynaklarından ödünç almaya geldim.” dedi. Memur Heungbu’ yu görünce para kazanabileceği iyi bir iş olduğunu söyledi.  “Dayak yersen çok para kazanabilirsin. Dayak yemek ister misin?” dedi. Heungbu şaşırıp sordu “Dayak yiyerek para mı kazanılıyor?”

                                                            *

Memur Heungbu’ ya söyledi: “Kasabanın zenginlerinden Kim, büyük bir günah işledi ve yakalanması isteniyor. Ama hastalığa yakalandığından cezasını çekemiyor.”

Heungbu memura sordu “Öyleyse zengin Kim yerine dövülmemi mi istiyorsun?”

Memur Heungbu’ ya “ Zengin Kim’in yerine dayak yiyip gelirsen otuz akçe vereceğimi söylüyorum.” dedi.

                                                            *

Heungbu para kazanma fırsatını kaçırmak istemedi. Memura “İyi. Kabul ediyorum.” dedi. Heungbu çok para kazanacağı için sevinçliydi. Memurdan önce beş akçeyi aldı. Ve bu parayla pirinç alıp eve gitti.

                                                            *

Heungbu’ nun eşi pirinci görüp nasıl adığını sordu. Heungbu olayı olduğu gibi anlattı. Eşi ağlayarak “Dayak yiyerek para mı aldım dedin? Olamaz!” dedi. Heungbu eşini ikna etmek için “Tatlım, ağlama ve beni dinle. Memur hafifçe dövüleceğimi söyledi. Otuz akçe büyük para.” dedi. Ama eşi Heungbu’ nun söylediklerini dinlemiyordu. Heungbu eşinin endişelerini giderdi. “Gitmeyeceğim. Merak etme.” dedi.

Sonraki gün Heungbu eşinden gizli dayak yemeye gitti. Dövüleceği yere vardı. Heungbu kokmasına rağmen, sadece otuz akçeyi düşündü. Ama bu nasıl işti? Ülkede iyi iş olduğundan, suçlu insanları cezalandırmayın deniliyordu. Zengin Kim de ceza almamış olacaktı.

*

Heungbu dayak yemedi. Bu yüzden para da alamadı. Heungbu para alamadığından hayal kırıklığına uğradı. Ama eşi Heungbu dayak yemediği için mutluydu. Heungbu ilerde ailesiyle karın tokluğuna çalışacağı işe endişelendi. Nolbu’ dan yardım istemeye karar verdi.

3. Nolbu’ yu Bulmaya Giden Heungbu

Heungbu Nolbu’ nun evine gitti. Eve giderken cesaretli değildi. O sırada Nolbu giriş kapısında dikiliyordu. Fakat Heungbu çocuklarını düşünüp eve girdi. Heungbu Nolbu’ nun odasının önünde “Ağabeyim, ben geldim. Nasılsın?”  diyerek selam verdi.

                                                            *

Bir süre sonra Nolbu odanın kapısını aniden açıp salona geldi. Heungbu’ ya “Kimsiniz de bana ağabeyim diyorsunuz?” diye sordu. Heungbu Nolbu’ nun yüzüne bakarak konuştu. “Ağabeyim beni tanımıyor musun? Tek kardeşin Heungbu’ yum ben.” Nolbu Heungbu’ yu tanımıyormuş gibi davrandı. “ Benim kardeşim yok. Benim tek çocuk olduğumu herkes bilir.”

*

Heungbu Nolbu’ nun önünde eğilerek “Ağabeyim, çocuklar açlıktan öldü. Ne olursun yardım et.” dedi. Nolbu aniden kızıp bağırdı. “Ben neden sana yardım edecekmişim ki?” Heungbu abisine yapışıp yalvardı. “Kardeşliğimizi düşünüp bir kez olsun yardım et.” Nolbu çubukla Heungbu’ yu ittirerek konuştu. “Bir daha benim yanıma gelme.” Çubuğu fırlatıp odadan çıktı. Heungbu avluya uzanıp ağladı.

                                                            *

O sırada, Nolbu’ nun eşi mutfakta kepçeyle yemek koyuyordu. Heungbu avluda yemek kokusu aldı. Birkaç öğünü kaçıran Heungbu’ nun karnı çok acıkmıştı. Yerden kalkıp koşarak mutfağa gitti. Nolbu’ nun eşine “Ablacığım, ne olursun biraz yemek ver.” dedi.

                                                            *

Heungbu aniden koşarak geldiğinden Nolbu’ nun eşi de birden şaşırdı. Çok fazla kızarak “Bu insan da nereden çıktı?” dedi. Ve kepçeyle Heungbu’ nun yanağına şiddetle vurdu. Heungbu’ nun yanağı çok acıdı. Ama yanağına dokunduğunda pirinç taneleri yapışmıştı. Heungbu hızla pirinç tanelerini ağzına koydu.

*

Heungbu Nolbu’ nun eşine  “Ablacığım, bu yanağıma da vur. Pirinç tanesi çok olan kepçeyle.” dedi. Bu pirinç tanelerini bile eve götürmek istedi. Ama Nolbu’ nun eşi Heungbu’ yu itip dışarı çıktı.

                                                            *

Heungbu yalnızca dayak yiyip Nolbu’ nun evinden kovuldu. Bu sırada eşi evde onu bekliyordu.  Kocasının pirinç bile olsa biraz alıp gelmesini umuyordu. Fakat Heungbu sendeleyerek eve geldi. Nolbu’ nun evinde olanları anlatamadı.

                                                            *

Heungbu eşine yalan söyledi. “Ağabeyim para ve pirinç verdi. Ama yolda hırsızla karşılaştım. Hırsız parayı ve pirinci ele geçirdi.” dedi. Ama eşi, Nolbu’ nun ne kadar açgözlü olduğunu bildiğinden kocasının söylediklerine inanmadı.

İkinci Bölüm

4. Kırlangıcın bacağını tedavi eden Heungbu

Zaman geçtikçe Heungbu’ nun evine de bahar geldi. Havalar ısındıkça Gangnam’ a göç eden kırlangıçlar da gelmeye başladı. Heungbu’ nun evine de bir kırlangıç yuva yaptı.

                                                            *

Heungbu’ nun evine gelen kırlangıç çok fazla memnuniyetle karşılanıp sevimli bulundu. Heungbu kırlangıcı evladı gibi her gün izledi. Bir süre sonra kırlangıç yuvaya yumurtalarını bıraktı. Ve yavru kırlangıçlar doğdu. Yavru kırlangıçlar yuvada iyice büyüdüler.

*

Bir gün, bir yılan yuvaya yaklaştı. Yılan aniden saldırıp yavru kırlangıçları yakalayıp yedi.  “Neden masum yavru kırlangıçları yakalayıp yedin?” Heungbu birden bire şaşırdığı için sopayla yılanı yerinden fırlattı. Ama yavru kırlangıçlar çoktan yakalanmış ve yenilmiş gibi görünüyordu. Heungbu kendi evladını kaybetmiş gibi kalbinin acıdığını hissetti.

                                                            *

Ama yavru kırlangıçlardan biri yere düşmüştü. Yavru kırlangıçtan kan akmaktaydı. Heungbu hemen yavru kırlangıca daha yakından baktı. Yavru kırlangıcın bacağı kırılmıştı. “Zavallı kuş. Ben seni çabucak iyileştireceğim.” Heungbu yavru kırlangıcın bacağını büyük bir özenle tedavi etti.

*

On gün kadar geçti, yavru kırlangıç yavaş yavaş iyileşmeye başladı. Bir ay sonrasında yarası tamamen iyileşmiş gibiydi. Heungbu yavru kırlangıcı sağlığına kavuşturduğu için çok mutluydu.

                                                            *

Sonbahar geldiğinde yavru kırlangıç sıcak olan güney ülkelere gitme hazırlığı yaptı. Bir kez uzunca ötüp yükseklere uçtu. Heungbu yavru kırlangıca el sallayarak  “Yavru kuş, iyi yolculuklar. Sağlıklı kalmalısın.” dedi. Kırlangıç da teşekkür anlamında birkaç kez ötüp uzaklara uçtu. Yavru kırlangıç kırlangıçlar ülkesine gitti.

                                                            *

Bir süre sonra yavru kırlangıç kırlangıçlar ülkesine vardı. Kırlangıçların kralına Heungbu’ yu anlattı. Yavru kırlangıcın anlattıklarını dinleyen kral “Öyle iyi kalpli insan var mıymış? Karşılığında borcumuzu ödemeliyiz.” dedi. Kırlangıca borcunu ödeyebileceği balkabağı tohumu verdi. Kral “Önümüzdeki ilkbaharda bu tohumu Heungbu’ ya ver.” dedi. Yavru kırlangıç, kırlangıçların kralından tohumu alıp çok sevindi.

                        *

Sonraki yıl ilkbahar geldi. Yavru kırlangıç hemen Heungbu’ nun evine gitmek istedi.  Kırlangıçlar ülkesinden ayrıldı. Ve Heungbu’ nun evine yönelip uçtu. Kırlangıç hiç dinlenmeden var gücüyle kanat çırptı.

5. Servetle Kutsanan Heungbu

Heungbu’ nun evine varan yavru kırlangıç yüksek sesle şarkı söyler gibi cıvıldadı. Heungbu kırlangıcı tanıdı. Ona “Evimizi tekrar buldun demek. Kırlangıç, memnun oldum.” dedi. O sırada kırlangıç ağzında tuttuğu balkabağı tohumunu yere bıraktı.

                                                            *

‘Kırlangıç, neden kabak tohumu getirdin?’ Heungbu mutlu bir şekilde yavru kırlangıcın verdiği tohumu ekti. Tohumu ekeli birkaç gün geçti. Filizlenmeye başladı. Birkaç gün sonrasında ise filizden yapraklar da çıktı. Ve çiçek açıp yuvarlak kabağı meyve verdi.

                                                            *

Beyaz ve yuvarlak kabak gittikçe büyüdü. Heungbu ve eşi çoktan zengin olmuş gibiydi. Heungbu’ nun eşi “Kabağı kesip haşlayıp yiyelim. Kabuğunu da pazara götürüp satarsak iyi olur.” dedi. Çocukları da kabağı görüp sevdiler. Heungbu ve ailesi yalnızca kabağa bakarak bile mutlu oldular.

*

Yaz geçti, sonbahar geldi. Heungbu’ nun evinin çatısında yuvarlak bir kabak yetişti. İnsanlar hasat etmekle meşguldüler. Ama tarlası olmayan Heungbu’ nun hasat edecek bir şeyi yoktu. Heungbu’ nun çocukları “Baba, karnımız aç. Biraz yemek ver.” dedi. Heungbu ve eşine yalvardılar. “Anne, kabak bile olsa bölüp haşla da yiyelim.”

                                                            *

Heungbu bir tane balkabağı kopardı. Heungbu ve eşi karşılıklı testereyi tuttular. Ve balkabağını kesmeye başladılar. Çocuklar şarkı söyledi. “Yavaş yavaş kes, sakince kes.” Heungbu ve ailesi kabak yeme düşüncesiyle çok mutluydular.

                                                            *

Balkabağı parçalandı. Parçalanan kabağın içinden dumanlar yükseldi. Heungbu ve ailesi birden şaşırıp yere düştüler. Hemen sonrasında kabaktan yürüyerek bir çocuk çıktı. Çocuk Heungbu ve ailesine “Bu ölmüş insanı bile yaşatan sihirdir. Ve bu önünü göremeyen insanın bile gözünü açan sihirdir. Satıp kullanınız.” Çocuk sihri aşağıya bırakıp dumanlarla birlikte gözden kayboldu. Heungbu ve eşi şaşırdığından ağızları açık kaldı.

*

Heungbu’ nun eşi şaşkınca “Balkabağından insan mı çıktı, bu rüya değil, değil mi? dedi. Ama yiyecek bir şey bekleyen çocuklar hayal kırıklığına uğradı. “Sihir ise yiyemeyiz değil mi.” “Doğru, bizim karnımız aç.” dedi. Çocuklarının sözlerini duyan Heungbu çatıya çıkıp tekrar balkabağı kopardı.

                                                            *

Heungbu ve eşi ikinci kabağı da kesti. Çocuklar tekrar şarkı söylediler. “Yavaş yavaş kes, sakince kes.” İkinci kabak da yarıldı. Bu sefer çeşitli eşyalar çıktı. Kitap, mobilya, battaniye, kıyafet, kap kacak vardı. Heungbu ve eşi çok sevindiler.

Tekrar bir kabak daha kestiler. Bu sefer altından yapılmış bir sandık çıktı. Sandığın için hazine doluydu. Heungbu’ nun eşi büyük bir sevinçle “Zengin olduk!”  dedi. “Başka bir balkabağı daha kesip bakalım. Çocukların karnı aç.” Heungbu konuşmasını bitirip aceleyle kabağı kopardı.

                                                            *

Heungbu ve eşi heyecanla dördüncü balkabağını kestiler. Bu sefer erkek ve kadın hizmetkârlar yemek taşıyarak geldiler. Erkek hizmetkârlar Heungbu’ ya “Efendim, sizin için ne yapabiliriz?” diye sordular. Heungbu “Büyük bir eve ihtiyacımız olduğundan hemen ev inşa edin.” dedi. Kadın hizmetkârlar da Heungbu’ nun eşine sordu. “Hanımefendi, sizin için ne yapabiliriz?” Heungbu’ nun eşi “Hemen sofrayı kurun.” dedi.  Heungbu ve ailesi dans ederek sevindiler. İyi bir evde güzelce yemek yiyerek yaşar oldular.

6. Heungbu’ yu Aramaya Giden Nolbu

Nolbu da Heungbu’ nun zengin olduğu dedikodusunu duydu. Nolbu bu haberi alıp aniden şaşırdı. Heungbu’ ya karşı kıskançlık hissetti. ‘Heungbu’ nun aniden zenginleşmesi nasıl olmuş olabilir? Hırsızlık yaptığı kesin. Öyle olmasa birden zengin olamaz ki.’ Nolbu Heungbu’ nun evine gidip bütün servetini elinden almaya karar verdi.

                                                            *

Nolbu, Heungbu’ nun evine gitti. Heungbu ve ailesinin evi Nolbu’ nun hayatı boyunca ilk defa gördüğü güzellikte bir evdi. Nolbu yüksek sesle Heungbu’ ya seslendi. “Heungbu, hey Heungbu! Ağabeyin geldi ama dışarıya çıkmıyor musun?” Nolbu’ nun seslendiğini duyan Heungbu koşarak dışarı çıktı.

                                                            *

Heungbu Nolbu’ ya “Ağabeyim, hoş geldin. Haber de vermeden ne oldu da geldin?” dedi. “Tek kardeşimi haber vermeden görmeye geldim.” Nolbu sözlerini bitirip Heungbu’ nun odasına girdi.

*

Heungbu’ nun eşi öğle yemeği için masayı kurmaya geldi. Nolbu sinirlenip masayı ayağıyla tekmeledi. Heungbu dizlerinin üstüne çöküp abisine sordu. “Ağabeyim neden sinirlendin? ” Heungbu Nolbu’ yu sakinleştirmek istedi.

                                                            *

Nolbu kardeşine sordu. “Heungbu, ne kadar hırsızlık yaptın?” Heungbu Nolbu’ ya “Ağabeyim, o nasıl söz? Ben hırsızlık yapmadım.” dedi. Nolbu tekrar kardeşine sordu. “O zaman nasıl zengin oldun?”  Heungbu abisine kırlangıç ve balkabağı tohumunun hikâyesini anlattı.

                                                            *

Nolbu, Heungbu’ nun anlattıklarına çok şaşırdı. Heungbu’ nun servetine el koymak istedi.  Nolbu “Heungbu senin malın benim malım, benim malım yine benim malım. Öyle değil mi?” dedi. Heungbu Nolbu’ ya “Ağabeyim söylediklerin doğru. Burada bulunan her şey Ağabeyimin de malı.” dedi. Nolbu Heungbu’ nun hazinesini alıp eve döndü.

                                                            *

Nolbu’ nun evinde eşi onu bekliyordu. Kocası eve girdiğinde sevinçle sordu “Nasıl mücevherler getirdin?”. Nolbu eşine “Heungbu zengin olmuş. Balkabağından hazine çıkmış.” dedi. Eşi de aç gözlülükle “O zaman biz de balkabağı ekelim.” dedi.

                                                            *

Nolbu eşine “Önce kırlangıcın bacağını tedavi etmemiz lazım.” dedi.  Nolbu’ yu dinleyen eşi “O zaman hemen kırlangıcın bacağını tedavi edelim.” dedi. Nolbu ve eşi kıştan itibaren kırlangıcın gelmesini bekledi.

Üçüncü Bölüm

7. Kırlangıcın Bacağını Kıran Nolbu

İlkbahar geldi. Havalar da ısındıkça Gangnam’a göç eden kırlangıçlar geri döndüler. Ancak, Nolbu’ nun evine bit tane bile kırlangıç gelmedi. Nolbu ve eşi sadece kırlangıcın yuva yapmasını bekledi.

                                                            *

Bir gün, bir çift kırlangıç Nolbu’ nun evine geldi. Bahtsız kırlangıç çifti Nolbu’ nun evine yuva yaptılar. Nolbu her gün yuvayı kontrol etti. Nolbu yalnızca yavru kırlangıcın doğmasını bekledi.

*

Bir süre sonra dişi kırlangıç yumurtladı. Ve yavru kırlangıç yumurtadan çıktı. Nolbu’ nun tek evladı gibi yavru kırlangıç da tekti.

                                                            *

Yavru kırlangıç zamanla büyüdükçe uçmaya başladı. Nolbu gün oyunca yılanın ortaya çıkmasını bekledi. Ama yılan gelmedi. Nolbu içi sıkıldığından daha fazla bekleyemeyecekti. Yılan gelmezse, gidip yakalayıp gelmekten başka şansı yoktu.

                                                            *

Nolbu yardımcısını alıp yılan yakalamaya gitti. Birkaç gün içinde Nolbu yolda zehirli bir yılan buldu. “Seninle iyi denk geldik! Bizim eve bir gidelim.” Nolbu konuştu ama yılan hareket etmedi.

                                                            *

“Bizim eve gidersek senin için de benim için de iyi bir iş var.” Nolbu bir ağaç dalıyla zehirli yılanı dürttü. O sırada yılan Nolbu’ nun ayak parmağını soktu. Nolbu bağırdı. “Ahhh, ölüyorum!”  yardımcısının sırtında eve döndü. Bilinci bulanıklaşan Nolbu ilaç içip zorla yaşadı.

*

Nolbu daha fazla bekleyemezdi. “Ben kendim yılan olmak zorundayım.” Nolbu sözünü bitirip yılan gibi sinsice kırlangıç yuvasına yaklaştı. Yuvada yavru kırlangıç yalnız duruyordu. Nolbu kırlangıcı yuvadan çıkardı.

                                                            *

“Zavallı kırlangıç. Hemen tedavi edeceğim, endişelenme.” Nolbu konuşurken yavru kırlangıcın bacağını kırdı.  “Aman, nasıl yapsak yazık oldu?” Nolbu aniden şaşırmış gibi davranarak, yavru kırlangıcın bacağını tedavi etti. Kırlangıcı tekrar yuvaya koydu.

                                                            *

On gün kadar geçti, yavru kırlangıç biraz iyileşir gibi oldu. Bir ay geçtiğinde, yavru kırlangıcın yarası sakatlığı tamamen geçmiş gibi görünüyordu. Nolbu yavru kırlangıç iyileştiği için şükretti.

*

Sonbahar olup, yavru kırlangıç sıcak güney ülkesine gitme hazırlığı yaptı. Bir gün, kırlangıç uzunca ötüşüp yükseklere kanat çırptı. Nolbu yavru kırlangıca el sallayarak konuştu. “Yavru kuş, çabucak git gel. Balkabağı tohumu da mutlaka getir.” Hazine içeren kabağı düşündüğünden gerçekten çok mutluydu. Yavru kırlangıç kırlangıçlar ülkesine gitti.

                                                            *

Bir süre sonra yavru kırlangıç, kırlangıçlar ülkesine vardı. Her şeyden önce kırlangıçlar kralına Nolbu’ yu anlattı. Yavru kırlangıcı dinleyen kral “Öyle kötü insanlar da varmış demek! İntikam almalıyız.”  dedi. Yavruya intikam alacağı balkabağı tohumunu verdi. “Önümüzdeki yıl ilkbaharda bu tohumu Nolbu’ ya ver.”  dedi. Yavru kırlangıç kraldan tohumu aldığı için çok mutluydu.

Sonraki yıl ilkbahar geldi. Yavru kırlangıç hızlıca Nolbu’ nun evine geri dönmeyi istiyordu. Kırlangıçlar ülkesinden ayrıldı. Ve Nolbu’ nun evine doğru uçtu. Yavru kırlangıç dinlenmeden var gücüyle kanat çırptı.

8. Cezalandırılan Nolbu

Nolbu’ nun evine varan yavru kırlangıç yüksek sesle öttü. Nolbu kırlangıcı tanıyıp “Benim tedavi ettiğim yavru kırlangıç gelmiş demek.” dedi. Balkabağı tohumunu almak için sürekli kırlangıcı takip etti. Yavru kırlangıç Nolbu’ ya tohumu attı.

*

“Bu hazineyle dolu tohum. Artık ben Heungbu’ dan daha zengin olacağım.” Nolbu tohumu eline alıp çok sevindi. Şarkı mırıldanarak tohumu ekti. Dört beş gün geçmişti ki tohum filizlendi. Birkaç gün sonra da çiçek açıp, balkabağı meyve verdi. Nolbu kabağı çabucak sökmek istediğinden gübreyi çok fazla verdi.

                                                            *

Yaz geçti, sonbahar oldu. Nolbuların kabağı güçlü bir şekilde büyüdü. Kabağı toplama zamanı geldiğinde Nolbu çok sevinçliydi.  Nolbu yardımcısını çağırıp kabağı kesmesini söyledi. Yardımcıları karşı karşıya geçip testereyle balkabağını kesmeye başladılar. Nolbu ve Nolbu’ nun eşi şarkı söylediler. “Yavaş yavaş kes, sakince kes.” Kabağın içinden hemen mücevherler dökülecek gibiydi.

*

Birkaç kes testereyle kesince, balkabağı bölündü. Nolbu neyin dışarı çıkacağına baktı. Ama kabağın içinden insanlar çıktı. Balkabağından çıkan bu insanlar Nolbu’ yu dizlerinin üstüne çöktürdü. Yaşlı biri Nolbu’ ya sordu. “Nolbu! Senin babanla annenin benim hizmetçilerim olduğunu biliyorsun değil mi?” Nolbu aniden şaşırıp “Bunu ilk defa duyuyorum. Öyle olamaz.” dedi.

*

Yaşlı adam Nolbu’ ya emir verdi. “Senin annenle baban gizlice kaçtı. Bu yüzden ailenin kefareti olarak otuz bin akçe ver.” Nolbu ellini sallayarak konuştu. “Otuz bin akçe mi dedin? Be beş parasız bir insanım.” Yaşlı adam konuştu. “Ne dedin, paran yok mu? Parayı alana kadar bu adamı dövün.”

                                                            *

Yanında duran genç adamlar sopayla Nolbu’ yu dövdü. “Ahh, Nolbu’ nun canını bağışlayın.” Nolbu otuz akçeyi verdi. Ağlayarak “Parayı verdiğime göre lütfen gidin artık.” diye yalvardı. Yaşlı adam Nolbu’ ya “Paranın hepsini harcadığımızda tekrar geleceğiz. O yüzden burada bekle.” dedi. Hemen sonra balkabağından çıkan insanlar gözden kayboldu.

*

Nolbu sinirlendi. Hazine çıkmasını beklemesine rağmen, aksine parası elinden alındı. Nolbu yanlış kesildiğinden hazine değiştirildi diye düşündü. Bu yüzden balkabağını kesen yardımcısını çokça dövdü. Nolbu ikinci kabağı koparıp geldi. Yardımcılarına “Bu sefer iyi kesmen gerekiyor.” dedi. Yardımcılar Nolbu’ nun bakışlarındaki siniri görüp cevapladı. “Tamam.”

                                                            *

Yardımcıları testereyi karşılıklı tutup balkabağını kesmeye başladı. Nolbu ve eşi şarkı söylediler. “Yavaş yavaş kes, sakince kes.” İkinci kabak yarıldı. Bu sefer kkwaenggwari, jing, janggu(geleneksel müzik aletleri), davul gibi müzik aletlerini taşıyan insanlar gümbürtüyle geldi.

                                                            *

“Nolbu cömertmiş denildi. Biz burada gönlümüzce eğlenip gidelim.” Kabaktan çıkan insanlar davul, janggu, jing, kkwaenggwaariyi çaldılar. Nolbu’ nun, gürültüden kulakları tıkandı gibi oldu. Balkabağından çıkan insan konuştu. “Nolbu, neşelendirip eğlendirdiğimiz için bize para ver.” Nolbu kafasını olumsuz anlamda sallayarak “Para ver mi dedin? Benim param yok.” dedi.

                                                            *

“Param yok mu dedin? Parayı vermezsen daha fazla gürültülü yapmak zorunda kalacağız.” Davul, janggu, jing, kkwaenggwari tutan insanlar müzik aletlerini çalarak avluda zıplayarak eğlendiler. Nolbu’ nun dayanacak gücü kalmadı. Yapacak bir şeyi olamayarak parayı verdi. Balkabağından çıkan insanlar parayı alıp gözden kayboldular.

                                                            *

Nolbu’nun şaşıran eşi balkabağını artık kesmesin diye ağladı. Ancak Nolbu yardımcısına tekrar balkabağı kesmesini söyledi. Bu sefer korkunç görünümlü insanlar çıkıp Nolbu’ nun ailesini dövdüler. Nolbu’ nun oğlu ağlayarak konuştu. “Baba, acıdan öleceğim.” Nolbu kabaktan çıkan insana kızarak “Neden insanları dövüyorsunuz?” diye sordu.

*

Balkabağından çıkan insan Nolbu’ ya “Dövülmek istemiyorsan hazineyi ver.” dedi. Nolbu kafasını salladı. “Hazine mi dedin? Bizim evimizde hazine yok ki.” “Hazine yok mu dedin? Ben henüz az bile dövdüm demek.” Kabaktan çıkan insanlar Nolbu’ yu çokça dövdüler.

                                                            *

“Ahhh, Ölüyorum!” Nolbu ağlayarak yüksek sesle konuştu. Nolbu neredeyse ölesiye dayak yiyip evdeki hazineyi verdi. Ondan sonra korkunç insanlar yok oldular. Balkabağını kesen yardımcılar da korktukları için kaçtılar.

                                                            *

Ama Nolbu sonuna kadar pes etmedi. Hırsla gözü kör olmuş biçimde balkabağı koparmaya gitti.  Dayak yediğinden vücudunda bir yerleri ağrıyordu. Nolbu kabağı koparıp getirirken yavaş yavaş sürünerek geldi. Nolbu eşine kabağı keselim dedi. “Tatlım, kabağı biz kendimiz kesip görelim.”

*

Nolbu’ nun eşi ağlayarak kocasına “Tatlım, korkuyorum. Ne olursun artık duralım.” dedi. Nolbu çok kızdı. “Korkunç olan da ne? Neden ağlıyorsun?” Nolbu ve eşi balkabağını kestiler. Eşi kabaktan ne çıkacağını bilmediğinden korkuyordu.

                                                            *

Balkabağı sessizce bölündü. Kabağın içinden hiçbir şey çıkmadı. “Bu kabağı yesek de olur. Çorba yapıp veya haşlayıp yiyelim.” Nolbu’ nun eşi konuşmasını bitirip kabakla çorba yaptı.

                                                            *

Nolbu’ nun ailesi kabak çorbasından birer porsiyon içtiler. Ama çorbayı içince, vücutlarından zil sesi gibi bir ses geldi. “Zırrr, zırrrr.” Nolbu’ nun eşi kocasına “Tatlım vücudumuzdan sürekli zil sesi geliyor. Ne yapsak geçer ki?” dedi. Ama Nolbu da neyin iyi geleceğini bilmiyordu.

*

Nolbu balkabağından hazine çıkmamasını garipsedi. ‘Heungbu’ nun hırsızlık yaptığı kesin. Bana kabaktan hazine çıktı diye yalan söyledi. Beni kandırmaya çalıştı demek!’ Nolbu, Heungbu tarafından kandırılma düşüncesiyle sinirlendi. Yine de mücevherler hakkında çekici düşünceden de kurtulamıyordu. Hala bir tane kesilmemiş balkabağı kalmıştı. Nolbu son kabaktan hazine çıkacağını umdu.

                                                            *

Nolbu ve eşi dikkatlice balkabağını kesti. Kabak yarıldı. Nolbu ve eşi kabağın içine baktı. Ama kabağın içinden rüzgâr esip pislik döküldü. Nolbu ve eşi dökülen pislikten etkilenip sırt üstü düştüler. Pislik göz açıp kapayıncaya kadar Nolbu’ nun evinin içini tamamen doldurdu. Nolbu ve ailesi pislikten kurtulmak için evin dışına kaçtılar.

*

Nolbu ve ailesi amaçsızca uzaklara kaçtılar. Dağların arkasına tırmandılar. Dağların arkasından pisliğe batmış evi gördüler. Nolbu’ nun eşi yere çöküp ağlayarak sordu. “Tatlım, şimdi ne yapacağız?”  Nolbu pislikle kaplı şekilde zorlukla, cevap bile veremedi. Eşi ağıt yaktı. “Artık nasıl yaşayacağız?”

9. Abisini Anlayan İyi Kalpli Kardeş

Heungbu, Nolbu’ nun haberini duyunca koşarak gitti. Nolbu ve ailesini kendi evine getirmek istedi. Nolbu, Heungbu’ yu tekmeleyerek “Hain, Heungbu! Ben senin yüzünden mahvoldum.”  dedi. Ama Heungbu ağabeyi ve eşini eve davet etti. Heungbu kibarca konuştu. “Benim evim ağabeyimin evidir. Burada rahatça yaşayın.” Nolbu ve eşi avluya girdi.

*

Heungbu, Nolbu ve ailesine büyük bir özenle baktı. Güzel yemekler sağlayıp güzel kıyafetler dikip verdi. Heungbu, Nolbu’ ya yeni bir ev yaptırdı. Ve ihtiyaçları olan eşyaların hepsini hazırlattı. Nolbu, Heungbu’ nun çabasıyla duygulanmaya başladı.

                                                            *

Heungbu tek kardeşi olan ağabeyine çok değer veriyordu. Nolbu da hatasını anlayıp kardeşiyle iyi anlaşarak geçinip gitti. Kalbi temiz olan Heungbu talihle kutsanmış şekilde uzun uzun yaşadı. Heungbu’ nun çocukları da kibarca yaşadılar. Heungbu’ nun ailesindekilerin de nesilden nesle varlık içinde yetişen çocukları çok oldu. İnsanlar asırlar boyunca Heungbu’ yu övüp, bu ismi hiç unutmadılar.

Merve MUTLU – KR 301

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s